KUR-AN'DA DUA

Kur-an'ı kerimde bildirilen dualar.
Sizi yaratmış, bu dünyaya yerleştirmiş, akıl ve beden sahibi kılmış olan Allah'a acaba gerektiği kadar yakın mısınız?

Acaba O'na en son ne zaman dua ettiniz?

O'na, sadece birtakım sıkıntı veya felaketlerle karşılaşınca mı dua ediyorsunuz?

Dua ettiğinizde O'nun size çok yakın olduğunun, sizin fısıltıyla söylediğiniz her sözü işittiğinin bilincinde misiniz?

O'nun tüm insanların Rabbi olduğu gibi sizin de Rabbiniz olduğunu, hayattaki en büyük dostunuzun ve dayanağınızın Yüce Allah olduğunu, her şeyi öncelikle O'ndan dilemeniz gerektiğini düşünüyor musunuz?

Bu sorulara verdiğiniz cevaplar ne olursa olsun, bu kitabı okumanız size büyük yarar sağlayacaktır. Çünkü bu kitap Allah'ın, kullarına ne kadar yakın olduğunu, onlardan nasıl bir dua istediğini neyin gerçekten O'nun istediği gibi bir dua olduğunu anlatmak için yazılmıştır.


Allah (cc)’ın Verdiği Nimetler Karşısında Şükretmek

Yüce Allah (cc) her şeyi bir amaç için yarattığı gibi, insana verdiği nimetleri de bir amaç için yaratmıştır. İnsanın sahip olduğu her şey: sağlık, iman, her gün edindiği rızık, yaşadığı her bir saniye, insanın Allah (cc)’a şükretmesi için bir yoldur. Çünkü Allah (cc), insana nimetleri sınırsızca sunan, ona karşılıksız olarak güzellikler bahşeden, ona her yeni gün yeniden can verendir.

İnsan, eğer şuurlu olarak etrafını gözlemlerse, sahip olduğu tüm güzelliklerin, hoşuna giden her şeyin Rabbimiz’in kendisine ikram ettiği birer nimet olduğunu görebilir. Yediği tüm besinler, soluduğu temiz hava, kendisini neşelendiren, sevdiği tüm güzellikler, sahip olduğu sağlıklı hayat ve daha pek çok şey, Allah (cc)’ın birer nimetidir. Allah (cc), bahşettiği nimetlerin büyüklüğünü bir ayetinde şöyle haber vermiştir:

Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 18)

İnsan, bütün bu nimetler karşılığında hiçbir şey yapmamıştır, kendisine karşılıksız ve sınırsız olarak sunulan bu sayısız nimetin zaten karşılığını maddi olarak verebilmesi imkansızdır. Bu nimetler karşısında insanın verebileceği tek karşılık, insanın Allah (cc)’a olan teşekkürü, yani Allah (cc)’a şükretmesidir. Tüm bu güzelliklerin kendisine Allah (cc)’tan geldiğini daima bilmesi, dilediği şeyi her zaman Allah (cc)’tan istemesi ve Allah (cc)’ın dışında bir güç olmadığının farkında olmasıdır. İnsan, Allah (cc)’a şükrederek O’nun sonsuz gücünü takdir edip yüceltirken, aynı zamanda kendi aczini de bilip mütevazi olmalıdır. İnsanın nefsinde, zenginlik ve güç bulduğunda zalimleşmeye ve vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. şükür ise, insanın nefsindeki bu kibiri dizginler, onun daima Allah (cc)’a karşı boyun eğici olmasını sağlar. Nimetlere, sadece Allah (cc)’ın dilemesiyle kavuşabileceğini kendisine unutturmaz ve sürekli vicdanlı davranmasına vesile olur.

Eğer insan, sürekli olarak Cenab-ı Allah’ı yüceltir, nimetleri kendisine yalnızca Allah (cc)’ın vermekte olduğunu bilir ve Allah (cc)’a şükrederse, Yüce Allah (cc) bunun karşılığında kendisine daha fazla nimet vereceğini vaadetmiştir. Allah (cc) bir ayetiyle bunu müminlere şöyle müjdelemiştir:

"Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir". (İbrahim Suresi, 7)


Allah'a Şükretmek

Şükür, Kuran’da üzerinde en çok durulan konulardan biridir. Yetmişe yakın ayette şükretmenin öneminden bahsedilir, müminlere şükretmeleri hatırlatılır, şükredenlerin ve şükretmeyenlerin örnekleri verilir, dünyadaki ve ahiretteki durumları bildirilir. Şükür, imanın ve tevhid inancının en büyük göstergelerinden biridir. Bir ayette şükretmek, “yalnızca Allah’a kulluk etme”nin şartı olarak belirtilir:

"Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin." (Bakara Suresi, 172)

Şeytan kibir, haset ve kıskançlığı yüzünden kıyamete kadar tüm yaşamını, insanları saptırmaya adamıştır. Şeytanın en önemli özelliklerinden biri, insanları şükürden uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Şeytanın ana hedeflerinden birinin insanları şükürden alıkoymak olduğu dikkate alındığında, şükretmeyen bir kimsenin nasıl büyük bir gaflet içinde olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Bazı kimseler şükretmek için kendilerine çok büyük, çok özel bir nimetin gelmesini, ya da çok büyük bir sorunlarının çözülmesini beklerler. Oysa biraz dikkat edildiğinde, insanın her anının nimet içinde geçtiği görülür. Hayatı, sağlığı, aklı, şuuru, beş duyusu, nefes aldığı hava ve bunlara benzer sayısız nimet kendisine her an kesintisiz bir şekilde sunulmaktadır. Bu nimetlerin ise her biri ayrı ayrı şükretmeyi gerektirir. Allah’ı anmada ve derin düşünmede, eksik olan kimseler çoğunlukla gaflet içinde oldukları için, bu nimetlerin değerini onlara sahipken bilmez, bunların şükrünü yapmaz; ancak bu nimetler ellerinden alındığı zaman değerlerini anlar, yaptıklarının sonucuyla o zaman karşılaşırlar. Kuran'da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör." (İnsan Suresi, 2-3)

Şükür hem Rabbimizin emri olan büyük bir ibadettir, hem de insanı "azgınlaşmaktan" koruyan bir kalkan gibidir. Çünkü insanın nefsinde, zenginlik ya da güç bulduğunda zalimleşmeye, zorbalaşmaya, vicdansızlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Bazı insanlar zenginleşir, güzel imkanlara kavuşurlarsa, acizliklerini unutmaya ve kibirlenmeye başlayabilirler. Şükür, işte bu "azgınlaşmayı" engeller.

Şükür, yalnızca Allah’a söz ile hamd etmekle değil, Rabbimiz'in verdiği tüm nimetleri Kuran ahlakını yaşamak için kullanmakla olur. Mümin, kendisine verilen her şeyi, Allah'ın rızası için kullanmakla yükümlü olduğunu bilir ve tüm yaşamı boyunca buna uygun hareket etmek için çalışır.


Allah'a Samimi Dua Etmenin Önemi

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad olurlar. (Bakara Suresi, 186)

"Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen dua, Kuran’a göre "kulun bütün benliğiyle Allah (cc)’a yönelmesi" ya da “gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan insanın, sınırsız ve sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz'in karşısında aczini hissederek yardım dilemesi"dir. Allah (cc), Kuran’ın pek çok ayetiyle kullarını Kendisi’ne sığınıp yardım dilemeye çağırmış ve "... Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?" (Furkan Suresi, 77) ayetiyle bu ibadetin önemini hatırlatmıştır.

İnsan acz içerisinde yaratılmıştır. Yaşamak için her an Allah (cc)’ın kendisine ihsanda bulunmasına ve nimet vermesine muhtaçtır. Allah (cc) ise, insana şah damarından daha yakın olan, herşeyi bilen, işiten ve sonsuz güç sahibi olandır. Kullarına karşı sonsuz şefkat sahibi ve merhametli; Rahman ve Rahim olandır. İnsanı içerisine düştüğü her sıkıntı ve yokluktan kurtaran, iman eden kullarının kalplerine huzur ve güven duygusu veren, müminler için her an hayır ve güzellik yaratandır.

İnsanın Rabbimiz'i bu sonsuz güzellikteki isimleriyle tanıyıp gereği gibi takdir edebilmesi, yaşadığı her an Allah (cc)’a ne kadar muhtaç olduğunu ve Allah (cc)’ın kudreti karşısındaki acizliğini en iyi şekilde kavramasını sağlar. Bu ahlakı yaşayan bir insan her anını, kalbinde Allah (cc)’a yönelerek yaşar. Verdiği her nimet için yalnızca Rabbimiz'e şükredip, karşılaştığı her sıkıntı ve zorluktan kurtulabilmek için de yine yalnızca sonsuz güç sahibi olan Allah (cc)’a sığınır. İnsanın içinden geçirdiği tek bir düşünce bile Allah (cc)’tan gizli kalmaz. Dolayısıyla samimi olarak Allah (cc)’tan bir istekte bulunmak için insanın sadece düşünmesi bile yeterlidir.

Ayrıca "... Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin..." (Nisa Suresi, 103) ayetiyle, Allah (cc) insanın her durumda ve her şartta Rabbimiz'i anıp O’na dua edebileceğini haber vermiştir. Dolayısıyla Allah (cc)’a sığınıp dua eden ve O’ndan yardım dileyen bir kimse için önemli olan, Allah (cc)’a karşı olan samimiyeti ve teslimiyetidir. Bir ayette Allah (cc), samimiyetle Rabbimiz'e sığınan bir kimseye yardım edeceğini şöyle bildirmektedir:

Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisine dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt-alıp düşünüyorsunuz. (Neml Suresi, 62)

Müminler hem dünya hayatları için, hem de ahiretleri için dua ederler. Dua beraberinde tevekkülü de getirir. Dua eden insan, karşısına çıkabilecek zor ya da kolay her türlü durumu, tüm olayları, kainatın Yaratıcısı ve Hakimi olan Allah (cc)’ın takdirine bırakmış demektir. Bir problemi çözmenin ya da önlemenin bütün yollarının evrendeki tüm kudretin sahibi olan Allah (cc)’a dayandığını bilmek, tüm işlerin sonucunu Allah’tan beklemek ve sadece O’na dua etmek, mümin için bir ferahlık ve güven kaynağıdır.

Kimi insanlar ise yalnızca sıkıntı, zorluk ya da ihtiyaç içerisinde olduklarında Allah (cc)’a sığınıp O’nun yardımını ister; ancak bu zorluklar ortadan kalktığında Allah (cc)’a karşı şükredici olmak yerine yüz çevirirler. Kuran’da bu insanların gösterdiği samimiyetsiz tavır şöyle bildirilmektedir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)

Oysa ki asıl makbul olan davranış, rahatlıkta da zorlukta da müminin sürekli olarak aczinin ve Rabbimiz'e ne kadar muhtaç olduğunun şuurunda olarak her işinde Allah (cc)’a sığınmasıdır. Allah (cc)’a karşı böyle bir yakınlık içerisinde olan mümin, Allah (cc)’ın rahmetinden yana sürekli ümitvar bir tutum içinde olur. Dünyada da ahirette de Allah (cc)’tan herşeyin en güzelini ve en hayırlısını umut eder.

Bunun dışında bir davranış tarzı Allah (cc)’a karşı büyüklenmektir ki, Kuran’da bunun cezasının sonsuz cehennem olduğu bildirilir. Gerçek imanı yaşayanlar, Allah (cc)'a iman edip teslim olmuştur ve Allah (cc) mümin kullarına sonsuz rahmetinden vaat etmiştir. Allah (cc)’ın, mümin kulları üzerindeki rahmeti Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

İman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Suresi, 7)


Sadece Allah (cc)'ın Rızasına Yönelmek

Bediüzzaman Said Nursi, ihlası kazanmanın şartlarını konu ettiği bir eserinde "Amelinizde Allah rızası olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti lazım gelirse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenab-ı Hakk'ın rızasını esas maksad yapmak gerektir." (Risale-i Nur Külliyatı, 20. Lema, s.662-663) sözleriyle insanların rızasından arınıp sadece Yüce Allah (cc)'ın rızasını kazanmaya yönelmenin önemine değinmiştir. Onun bu sözünde vermiş olduğu örnek, ihlasın anlaşılması bakımından son derece önemlidir. Tüm insanların kalbi Cenab-ı Allah'ın kontrolündedir; Allah (cc) dilerse onların hepsini razı eder.

İnsana daimi bir ihlas anlayışını kazandıracak olan 'insanların rızasından sıyrılıp, sadece Rabbimiz olan Allah (cc)'ın rızasını kazanmaya yönelmektir. Kuran'da bu anlayış şöyle bir örnekle açıklanmıştır:

"Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. Gerçek şu ki, sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir." (Zümer Suresi, 29-30)

İnsanın Allah (cc)'ın dışında herhangi bir başka varlığın rızasını düşünerek hareket etmesi Kuran-ı Kerim'de "şirk" ya da "Allah (cc)'a ortak koşmak" olarak bildirilmiştir. Kuran-ı Kerim'in pek çok ayetinde Yüce Allah (cc), Kendisi dışında tüm varlıkların bir gün mutlaka ölümle karşılaşacaklarını hatırlatarak insanları sadece Rabbimiz'in rızasına yönelmeleri konusunda düşünmeye davet etmiştir.

İnsanın bu konuda nefsinin telkinlerine karşı da son derece uyanık olması ve nefsini kendini kandırmadan dürüstçe değerlendirmesi gerekmektedir. Çünkü nefsin en büyük arzularından biri de insanların hoşnutluğunu, beğenisini ve takdirini kazanabilmektir. Nitekim çoğu insan yaptığı pek çok işi kendi istek ve tercihleri doğrultusunda değil de, sırf çevrelerinden takdir toplayabilmek ve bu takdir ile de toplumda bir yer edinebilmek için yapar. Dolayısıyla da bu insanların hayatlarını yönlendiren ana mantık "insanların rızasını kazanabilme arzuları" olur.

Bu ahlaktaki insanlar için diğerlerinin ne diyecekleri, haklarında nasıl düşünecekleri, olayları nasıl değerlendirecekleri son derece önemlidir. Öyle ki kimi zaman yanlış bir tavırda bulundukları için vicdani bir rahatsızlık duymaz, ama bunu insanların öğrenmesinden dolayı huzursuzluk duyarlar. Oysa ortada yanlış bir davranış varsa asıl önemli olan bunu Allah (cc)'ın bilmesidir. Ve insanın bu durumu telafi etmek için yönelmesi gereken makam da yine sadece Yüce Allah (cc)'tır. Eğer kişi hatasından dolayı Cenab-ı Allah'a karşı bir sorumluluk hissetmiyor, ama insanlara karşı bir mahcubiyet ve utanç duyuyorsa bu, o kişinin insanların rızasını Allah (cc)'ın rızasından daha üstün gördüğünü gösterir. İşte ihlası kazanmak isteyen bir müminin, bu yanlış mantıktan tamamen kurtulması gerekir.

İnsanın ihlası kazanabilmek için niyetini hep halis tutması ve katıksızca Allah (cc)'ın rızasına yönelmesi gerekmektedir. Yüce Allah (cc) dilemediği sürece rızası kazanılmış olan insanların kişiye bir faydası olmaz, ama Allah (cc)'ın rızasını, desteğini, sevgisini ve hoşnutluğunu kazanan bir insan, tüm bu insanların kendisine sağlayabileceği desteği ve çok daha fazlasını zaten kazanmış demektir. İhlasla hareket ettiği için Allah (cc) ona dünyada da ahirette de en güzel hayatı yaşatacak, ona hiçbir insanın sağlayamayacağı desteği sağlayacak, hiçbir insanınkiyle kıyaslanamayacak bir dostluğu nasip edecektir. Bir sözünde Bediüzzaman Said Nursi de bu önemli gerçeğe şöyle değinmiştir:

"Rıza-yı İlahi kafidir. Eğer o yar (dost) ise, herşey yardır. Eğer o yar değilse, bütün dünya alkışlasa beş para değmez. İnsanların takdiri, istihsanı (beğenisi, hoş karşılaması), eğer böyle işte, böyle amel-i uhrevide (ahirete yönelik işlerde) illet ise, o ameli ibtal eder (geçersiz kılar). Eğer tercih ediliyorsa, o ameldeki ihlası kırar. Eğer müşevvik (teşvik edici) ise saflığını izale eder. Eğer sırf alamet-i makbuliyet olarak, istemeyerek Cenab-ı Hak ihsan etse, o amelin ve ilmin insanlarda hüsn-ü tesiri namına kabul etmek güzeldir ki... buna işarettir." (Risale-i Nur Külliyatı, 21. Lema, s.668)


Samimi Dua, Samimi Çaba Harcamayı da Gerektirir

Rabbimiz'in kullarına çok büyük bir lütfu olan dua, insanın tek dost ve veli olarak Allah (cc)'a teslim olduğunu gösteren önemli bir ibadettir. Duanın en önemli özelliklerinden biri ise Allah (cc)'a ve O'nun dualara icabet edeceğine kesin olarak iman etmektir. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde müminlere dua hakkındaki bu önemli konuyu şöyle hatırlatmıştır:

"İcabetten emin olarak Allah'a dua edin."

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Allah'a, kabul edileceğini kesinkes bilerek dua edin." (Ebû Hureyre radıyallahu anh. Tirmizî)

Allah (cc) Kuran'da, kullarının dualarına icabet edeceğini şöyle bildirmiştir:

"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar." (Bakara Suresi, 186)

İnsan, acz içinde, Allah (cc) dilemedikçe hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini bilerek, umarak ve korkup sakınarak, her konuda Allah (cc)'a yönelmeli, herşey için Rabbimiz’e dua etmelidir. Ancak bu konuda unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır.

Allah (cc) yeryüzünde meydana gelen tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Dünyadaki ve evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kanun ve kurallara göre işler. İnsanların sözlü duanın yanında çabalarıyla da dualarının gerçekleşmesini ne kadar arzuladıklarını göstermeleri gerekir. Bu da "fiili dua"dır.

Fiili dua, sözlü dua ile birlikte yapılması gereken bir ibadettir. Kişi, Allah (cc)’a dua ettiği ve gerçekleşmesini umduğu şey için aynı zamanda elinden gelen her türlü samimi çabayı da göstermelidir.

Allah (cc)’ın emir ve yasaklarını insanlara anlatan ve kendisine ‘Silsile-i aliyye’ adı verilen büyük alimlerden Seyyid Abdülhakim Arvasi Efendi, sohbet ve vaazlarında Allah (cc)’ın dünya üzerindeki herşeyi yaratırken onu bir sebebe bağladığını ve insanların birşeyin olması için Allah (cc)’a dua ederken aynı zamanda sebeplere de sarılmaları gerektiğini şöyle açıklamıştır:

"Allahü Teala, herşeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lazımdır. İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü Tealanın bu adeti içinde meydana gelmektedir. Allahü Teala sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak için ve azılı düşmanlarını aldatmak için bunlara, adetini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor."


Duanın Bereketi

Sizlerden gelen sorular:

Dua niçin önemli bir ibadettir?
Duayla yapılan işlerin bereketi nereden kaynaklanır?
Allah her duayı kabul eder mi?
Duanın sırrı nedir?

Yüce Allah ile aramızdaki önemli bir bağ olan dua, gücü sınırsız olan Yüce Rabbimiz karşısında acizliğimizi ortaya koyarak istekte bulunmamızdır. Rabbimiz "De ki: Duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi?..." (Furkan Suresi, 77) ayetiyle duanın önemli bir ibadet olduğunu bildirmiştir.

Aslında Allah ile bağlantı kurma ihtiyacı, her insanın fıtratında yani yaratılışında vardır. Fakat müminler için dua etmek, hayatlarının ayrılmaz bir parçasıyken, bazı kişiler için sadece büyük zorluklar altına girince, hayati tehlikelerle karşı karşıya kalınca hatırlanacak bir ibadettir. Ancak bu büyük bir yanılgıdır. Çünkü asıl hayırlı olan hem rahatlıkta, hem de zorlukta tüm kainatın hakimi Yüce Allah'tan yardım istemek, O'nun rahmetine sığınmaktır.


Duada Kararlı Olmak

Allah kullarına dua aracılığı ile Kendisi'nin hayırlı ve güzel gördüğü her şeye erişme imkanı vermiştir. Ancak dua etmek kadar, edilen duada kararlı olarak sabır göstermek de önemlidir. Çünkü sabırla dua etmek duanın konusu olan isteklere olan ihtiyacın, bu konudaki sıkıntının ve daha da önemlisi Allah'a olan yakınlığın arttığının göstergesidir. Duada sabır göstermek mümini olgunlaştırır, güçlü bir irade ve karakter kazandırır. Duada sabır gösteren mümin, duasının karşılığını, istediği şeylerin birçoğundan daha değerli olan, derin bir iman kazanarak alır. Kuran'da dua ederken kararlı olmak gerektiği şöyle bildirilmiştir:

"Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu şüphesiz, huşu duyanların dışındakiler için ağır bir yüktür." (Bakara Suresi, 45)

Değerli Peygamberlerimiz de Allah'a ne kadar muhtaç olduklarını kimi zaman yıllar boyu hiç durmadan dua ederek ifade etmişler, sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz ise onlara istediklerini en hayırlı olduğu zamanda vermiştir. Gizli açık her çağrıya daima icabet etmesi Allah'ın şanından, Yüceliğindendir. Allah, dua mahiyetinde akıldan geçen tek bir düşünceyi dahi asla karşılıksız bırakmaz, boşa çıkarmaz. Ancak "duaya icabet" birşeyin aynen gerçekleşmesi anlamına gelmez. Çünkü insan, bazen kendisi için zararlı olan bir şeyi Allah'tan talep ediyor olabilir. Yüce Allah bir ayette bu konuyla ilgili olarak şöyle haber vermektedir:

"İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua eder, insan pek acelecidir." (İsra Suresi, 11)

Kişi için neyin şer, neyin hayır olduğunu en iyi Allah bilir. Çünkü herşeyi takdir eden O'dur. Her işinde olduğu gibi dualara icabetinde de pek çok hikmet gizlidir. Örneğin Hz. Yakub'un, oğlu Hz. Yusuf'a yıllar sonra kavuşması, Hz. Yusuf'un uzun seneler zindanda kaldıktan sonra kurtularak güç ve iktidar sahibi olması, Hz. Eyüp'ün şeytanın kendisine dokundurduğu azaptan kurtulması, bunların hepsi büyük sabır göstererek edilen kesintisiz duaların karşılığında gerçekleşmiştir. Yüce Allah bu salih kullarının dualarının karşılığını onlar için en hayırlı olacak zamanda vermiş, onları bu sayede olgunlaştırmış, eğitmiş, sadakat ve ihlaslarını pekiştirmiş, onları cennette yüksek makamlara layık kullar haline getirmiştir.


Allah Duaya Nasıl İcabet Eder?

Mümin dua ettiği zaman Allah'ın kendisini işittiğini ve duasına her ne şekilde olursa olsun mutlaka icabet edeceğini bilir. Çünkü olayların başıboş ve tesadüfi bir biçimde değil, Allah'ın belirlediği kadere göre geliştiğinin, O'nun dilediği şekilde gerçekleştiğinin farkındadır. Bu nedenle, duasına karşılık görmemek gibi bir kuşkusu yoktur. Bu samimi ruh haliyle dua etmek Allah'ın izniyle büyük hayırlara vesile olur. Bir ayette Allah'a dua edildiği zaman Rabbimiz'in Mucib (Kendilerine yalvaranların isteklerini veren, icabet eden) sıfatının bir tecellisi olarak duaya mutlaka icabet ettiği şu şekilde haber verilmiştir:

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.” (Bakara Suresi, 186) Duada istenilen şeyin geciktirilerek verilmesinin veya tamamen farklı bir şekilde icabet edilmesinin nedeni, Rabbimiz'in kullarını imtihan etmesi olabilir. Allah, kullarının sabrını denemek ve onları olgunlaştırmak için vereceği nimetleri belirli bir hikmete göre belirli sürelerin sonunda verebilir.

Bu ve benzeri nedenlerden ötürü duada istenilen herşeyin hemen gerçekleşmesi beklenemez. Büyük İslam alimi Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, Allah dua konusu olan şeyin daha azını verebilir belki de mükafat olarak daha fazlasını verebilir ya da yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü hiç vermeyebilir. Ancak her durumda da Allah Kendisi'ne dua edenin duasına icabet etmiştir.


Peygamberlerimiz Nasıl Dua Ederlerdi?

Dua etmek, Allah'a teslim olmanın bir yoludur ve insanların tamamı duaya muhtaçtır. Bunun en hikmetli örnekleri ise, Kuran'da bildirildiği üzere, tüm peygamberlerin her konuda Allah'a yönelerek O'na dua etmeleridir. Peygamber Efendimiz (sav)in ve diğer tüm peygamberlerin dualarında, hem Allah'a olan teslimiyetlerini, Allah'ı tek dost ve yardımcı olarak gördüklerini, hem de Rabbimiz'in şanını en güzel isimleri ile yücelttiklerini görmekteyiz.

Peygamberimiz (sav)'in Duaları

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in dualarında Allah'ı sıfatları ile birlikte anmanın en güzel örnekleri görülmektedir. Sevgili Peygamberimiz (sav)'in dualarının bildirildiği ayetlerden biri şöyledir:

“De ki: Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin.” (Al-i İmran Suresi, 26)

Rivayetlerde de, Peygamber Efendimiz (sav)'in Rabbimiz'e kendisine güzel bir ahlak ve iyi bir huy vermesi için dua ettiği belirtilmektedir:

“Allah'ım! Yaratılışımı ve ahlakımı güzelleştir. İlahi! Beni ahlakın kötülerinden uzaklaştır.” (Tırmizi, İmam Ahmed ve Hakimden; Huccetül İslam İmam Gazali, İhyau Ulumid-din, 2. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s 789)


Hz. Nuh'un Duası

Kuran'da, yıllar boyunca, örnek bir kararlılıkla kavmini tevhid dinine çağıran Hz. Nuh'un sabrı, övgü ile bildirilmiştir. Hz. Nuh, kendisine ve yanındaki müminlere düşmanlık gösteren kavmine karşı kararlılıkla mücadele etmiştir. Hz. Nuh'un içinde bulunduğu her türlü durumda Allah'a yönelmesi, O'nun yardımını umarak samimiyetle dua etmesi ise müminler için büyük bir örnektir. Bir ayette Hz. Nuh'un içinde bulunduğu durumu Allah'a bildirdiği ve şöyle dua ettiği haber verilmiştir:

“Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."” (Kamer Suresi, 10)

Allah, Hz. Nuh'un bu duasını kabul etmiş ve ileride kopacak olan Tufan'a hazırlık yapmasını emretmiştir. Hz. Nuh yakında herhangi bir deniz veya göl olmamasına rağmen Allah'ın emri üzerine büyük bir gemi yapmaya başlamıştır. Geminin yapımı sırasında kavmi kendisine manevi baskı yapmaya devam etmiştir. Zamanı geldiğinde ise Allah'ın vaadi gerçekleşmiş ve tufan felaketi meydana gelmiştir.


Hz. Yunus'un Duası

Kuran'da bu değerli peygamberimizin, kavminden, çağrılarına cevap vermedikleri için ayrıldığı bildirilmektedir. (Saffat Suresi, 139–142) Ayetlerde bildirildiği üzere, bunun ardından Hz.Yunus'un binmiş olduğu gemide yolcular arasında kura çekilmiş ve kura sonucunda onun denize atılmasına karar verilmiştir. Denize atılan Hz.Yunus, dev bir balık tarafından yutulmuştur. Bu olayların üzerine Hz. Yunus Allah'a sığınıp dua etmiştir. Allah, Kuran'da bu olayı şöyle haber vermiştir:

“Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka İlah yoktur, Sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız.” (Enbiya Suresi, 87–88)

Ayetlerde bildirildiği üzere Hz. Yunus, duasında içinde bulunduğu durumu samimi olarak itiraf etmiştir. Allah'a dua etmiş, sabırla yardım etmesini beklemiştir. Sonsuz merhamet sahibi Rabbimiz, Hz. Yunus'un tevbesini kabul etmiş ve duasına icabet ederek onu balığın karnından kurtarmıştır.


Hz. Eyüp'ün Duası

Kuran'da Hz. Eyüp'ün sabrı müminlere örnek olarak bildirilmiştir. Allah'tan vahiy alan ve seçilmiş bir kul olan Hz. Eyüp (Nisa Suresi, 163), ciddi bir sıkıntıya yakalanarak zor bir dönem geçirmiştir. Ancak içinde bulunduğu her türlü ağır şarta rağmen, daima sabırlı ve Allah'a olan tevekküllü tavrı ile müminlere örnek olmuştur. (Sad Suresi, 44) Bu kutlu peygamberimizin içli duası bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.” (Enbiya Suresi, 83)

Yüce Allah'ın, salih kullarından biri olan Hz. Eyüp'ün duasına icabet ettiği ise bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmektedir:

“Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.” (Enbiya Suresi, 84)

İnsana şah damarından daha yakın olan (Kaf Suresi, 16), her şeyi bilen ve işiten Yüce Allah'a ulaşabilmek için önemli bir vesile olan dua, müminlerin her ortam ve şartta yerine getirdikleri sürekli bir ibadettir. Ancak müminler bunu yaparken Yüce Allah'ın “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz...” (İnsan Suresi, 30) ayeti gereği, daima her şeyin Rabbimiz'in kontrolünde olduğunun ve O'nun dilemesiyle gerçekleşeceğinin bilincinde hareket ederler.


Samimi Edilen Duaların Dünyada da Ahirette de Karşılığı Vardır

Dua insanı kaderinde zaten gerçekleşecek olana doğru yönlendirir, kaderi takdir eden de, duayı ettiren de Allah'tır. Ancak duanın ardından gelen nimetin dünyada bereketi, ahirette ise güzel bir karşılığı vardır. İnsanın tüm yaşamı, farkında olsun veya olmasın daha önceden yapılmış fiili ya da sözlü dualarının sonucudur. Fiili dua, dünyadaki sebeplere sarılarak dua edilen konuda yine Allah'ın izniyle yapılan fiili eylem ve çabalarımızdır. Bu çaba, gaflet içindeki bazı insanların yaptığı gibi Allah rızası için gösterilmediğinde de Allah dilerse insanın isteklerine kavuşması için bir vesile olabilir. İman sahibi olmayan ancak fiili duasını büyük bir hırsla yerine getiren örneğin çok çalışıp kazanan, zengin olan veya bir konuda uzmanlaşan ün kazanan insanlar sebeplere sarılarak gösterdikleri bu fiili çabalarıyla ve yine Allah'ın izniyle o konuma gelmişlerdir. Ancak Allah'ın rızası için yapılmayan fiili dualar, dünyada zaman zaman isteklere kavuştursa da insana ahirette bir yarar sağlamayacaktır.


Allah'tan Başkasına Dua Edilmez

Kuran'da bildirilen "Ey Peygamber, sana ve seni izleyen müminlere Allah yeter" (Enfal Suresi, 64) ayeti gereği, müminler bilirler ki kendisinden yardım istenilecek tek varlık Allah'tır. O, her konuda en üstün olan, sonsuz kudret sahibi, herşeyi gören ve işitendir. Tüm eksik sıfatlardan münezzeh olan ve sonsuz kudret sahibi olan Allah'tır. Evrende tüm kudret O'nun elindedir. Öyleyse yardım ve bağışlanma, sadece ve sadece, herkesin Kendisi'ne muhtaç olduğu, Kendisi'nin ise kimseye muhtaç olmadığı Allah'tan istenmelidir. Kuran'da Allah'tan başkasına dua etmenin yanlışlığı ve tek dua makamının Allah olduğu bir ayette şöyle haber verilir:

“Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.” (Şuara Suresi, 213)


Sonuç Olarak

Dua Allah'ın kullarına rahmetinin ve şefkatinin örneklerindendir. Müminler Allah'a her an, her koşulda dua edebileceklerinin ve bu dualara Allah'ın en güzel şekilde icabet edeceğinin huzurunu hissederler. Bu şekilde Allah'a en derin sırlarını, en gizli isteklerini söyleyebilir, yalnızca Allah'ı İlah, veli ve yardımcı edinmenin ecrini, bereketini ve güzelliğini yaşarlar. Allah'ın dualara icabet etmesindeki en büyük sırrı, birkaç örneğine yer verdiğimiz gibi Peygamberlerin yaşamlarında görmekteyiz. Dua etmek ve sonrasında Allah'ın emrettiği fiilleri yerine getirmek arasında bir ilişki vardır. Dua kadar Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti için gösterilen fiili çaba da önemli bir ibadettir. Allah Kuran'da çabanın önemiyle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.” (İsra Suresi, 19)

İslam alimi İmamı Rabbani bu konuyu şu sözleriyle ifade etmiştir:

“Bir şeyi istemek, ona nâil olmak demektir; Zirâ Allahû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez.”

Yaptıkları fiillerin de duaları olduğunu bilen müminler, yalnızca zorluk anlarında değil, her an Allah’ın varlığını ve gücünün büyüklüğünü hissederek dua ederler. Yüce Rabbimiz ile olan bu yakın bağlarını ise yaşamlarının her anında korurlar.

Ana Sayfa - Hakkımda - İletişim - Çalışmalarım - Dua - Kur-an'da Dua - Peygamberlerimizin Duaları - Dua ve Kesintisiz Bağlantı - Havas - Nasih ve Mensuh İlmi - Remil İlmi - Medyumluk ve Yıldız Falı - Efsun - Vefk - Cin Nedir - Hz.Süleyman'ın Orduları - Cinlerin Varlığı ve Delili - Kur-an'da Cinler - Harut ve Marut - Melekler - Gayb - Nazar - Nazar Rahatsızlığı ve Teşhisi - Nazarlık Takmak - Levhi Mahfuz - Kur-an'da Peygamberlerimiz - Ebcet ve Vefk Hesabı - Rüya Nedir - Büyü - Ak Büyü - Kara Büyü - Kırmızı Büyü - Ayırma Büyüleri - Kısmet Açma Büyüleri - Zulum Büyüleri Haramdır - Büyü Ne Zaman Yapılır - Bağışlanma ve Tevbe - İman Mükemmelliği - Allah'ın Bizlere Emirleri

www.medyumuzman.com
bilgi@medyumuzman.com
Copyright © 2008